»Ana Sayfa | Kitap Özetleri |Paylaşımlarım | OnuR'Dan | » Şiirler| » Yazılı Soruları|| | » İletişim

Son Eklenenler

Leonardo da Vinci kimdir - Hayatı - Eserleri nelerdir
Çözümlü Sorular - Sindirim Sistemi
Türkiyede Kervan saraylar - Kervansaraylar nerede Bulunur
Kervansaray nedir - Kervansarayların Özellikleri
Ülkemizde Kervansaraylar nerelerde bulunur?
İnsan Vücudunda Bulunan Elementler nelerdir?
Zaman Kavramı ve İkizler Paradoksu nedir?
Eylemsizlik prensibi nedir?
Biyogaz Nedir - Biyogazin Elde Yöntemleri nedir
Kara Delikler - Kara Deliklerle İlgili Bilgiler
Işığın Kırınımı nedir - Huygens Fresnel Prensibi
İletken - Yalıtkan - Yarı İletken madde nedir
Rölativite - Görecelik Teorisi nedir?
Fosil nedir? - Fosillerin özellikleri
Ay'ın Özellikleri ve Evreleri

Kategoriler

:: :: Bilgi Hazinesi:: ::

Google

Eklenme Tarihi • 1/9/2008
Yazı başlığı •Dünyanın ilk bilgisayarı ve yapılışı

Kategori: Bilgisayar-Internet

Bilgisayar tarihçesine bir göz atarsak, bilgisayar fikrinin çok eskilere dayanmadığını görürüz. Daha 1830′larda Charles Babbage (1792-1871) fark makinesini ve ardından analitik makineyi yapmasıyla hesaplama işlerinin elektro mekanik araçlara yaptırılması ve sonuçların elde edilmesi görüşü doğmuştu. Charles Babbage yaptığı bu makineler ile başarılı sonuçlar elde edememesine rağmen, bilgisayarların temelinin onun tarafından atıldığı kabul edilmektedir.

1850 yılında George Boole kendi adıyla anılan ve sadece 1 ve 0 rakamlarının kullanıldığı Boole Cebiri sistemini bularak, bilgisayarların gelişimi üzerinde önemli rol oynamıştır.

1890′da Herman Hollerith tarafından, delikli kartlarla bilgilerin yüklenebildiği ve bu bilgiler üzerinde toplama işlemlerinin yapılabildiği bir elektro mekanik araç geliştirdi. Bu hesaplayıcı ABD’nin 1890 nüfus sayımında başarılı biçimde kullanıldı.

İlk analog bilgisayar 1931 yılında Vannevar Bush tarafından gerçekleştirildi. Buna karşılık, ilk sayısal bilgisayarı George Stibiz 1939′da New York’taki Bell Laboratuvarında üretti. Stibiz ikili sistemi bu makinaya uygulayarak komplex sayılarla aritmetik işlemler yapılmasını sağladı.

Bilgisayarlar konusunda en önemli ve hızlı gelişmelerin 2. Dünya Savaşından sonra başladığı görülüyor. Haward Aitken IBM ile işbirliği yapmak suretiyle 1944′de MARK I’i tamamladı. Bu bilgisayar küçük kapasiteli olmasına rağmen o günün koşullarında büyük bir başarı olarak kabul edildi. MARK I’e bilgiler delikli kartlarla veriliyor ve sonuçlar yine delikli kartlarla alınıyordu.

Bir grup bilim adamı tarafından 1945′de ENIAC isimli bir bilgisayar yapıldı. ENIAC askeri amaçlar için geliştirildi. Radyo lambaları kullanılıyordu ve MARK I’e göre oranla oldukça hızlıydı. Bu bilgisayar ile elektronik bilgisayara geçiş başlamış ve mekanik donanım yerini elektronik devrelere bırakmıştır.

Ticari amaçlarla kullanılabilen ve seri halde üretimi yapılan ilk bilgisayar UNIVAC I oldu. Bu bilgisayarın giriş-çıkış birimleri manyetik bant idi ve bir yazıcıya sahipti. Aynı yıllarda IBM 701 bilgisayarı piyasaya çıktı. Bu bilgisayarın vakum tüplü ve basit biçimde programlanabilen bir yapısı bulunuyordu. IBM firması 1958′den itibaren bilgisayarda vakum tüpleri yerine diot ve transistorları kullanmaya başladı. Buna bağlı olarak daha küçük, hafif ve daha az ısınan bilgisayarlar pazarlandı. Ayrıca bilgi depolama ortamları olarak disk ve tamburlar kullanılmaya başlandı.

1964 yılından itibaren transistorların yerini bütünleşik devrelerin alması bilgisayar alanındaki gelişmelere ivme kazandırmış; daha hızlı, güvenilir ve maliyeti daha ucuz bilgisayarlar üretilmeye başlanmıştır. 1970 yılından itibaren geniş çapta bütünleşik devrelerin kullanılmaya başlanmasının bilgisayar devrimine yeni boyutlar kattığı görülmüştür. Özellikle 1993 yılından itibaren geniş bellekli ve hızlı bilgisayarlar yanı sıra güçlü programlama dilleri ve işletim sistemlerinin ortaya çıktığı dikkatleri çekmektedir. Artık eski bilgisayarlarda kullanılan çekirdek bellek yerine daha ucuz manyetik iç bellekler kullanılmakta ve bilgisayar maliyetleri gün geçtikçe düşmektedir.
İLK BİLGİSAYARLAR


Bilgisayardan, PC, Kişisel Bilgisayar, IBM-uyumlu bilgisayar diye söz edildiğini, kimi zaman 386,486, Pentium adlarıyla adlandırıldığını duymuş olmalısınız. Biraz daha ileri giderek, ISA, EISA, PCI bilgisayarlardan da söz edildiğine rastlamışsınızdır. Biraz daha teknik konulara meraklı olanlar, AT, XT, Ps/2 gibi terimlere de aşina olmalılar.

1980′lerden bu yana kişisel bilgisayarları ya ana kartının genel mimarisi, ya da ana işlemcinin modeline göre türlere ayırmak gelenek oldu. Şimdi PC dünyasına biraz daha yakından bakabiliriz:

IBM-PC

Bilgisayar çılgınlığını başlatan bu cihaz, 1981 yılında piyasaya sürüldüğünde, hangi tür mağazalarda satılabileceği bile belli değildi. İki adet 5.25 inçlik floppy disket sürücüsü olan IBM PC’nin sabit diski yoktu. Ana işlemcisi Intel 8086 idi; beş adet kart yuvası vardı. Bir süre sonra IBM bu modele sabit disk koydu; ama RAM çipi denilen bilgisayarın hafızasını oluşturan çipi alakartla birleşik olduğu için arttırılması mümkün değildi. Elinizde böyle bir antika bilgisayar varsa, yenilemek güncelleştirmekten vazgeçin; olduğu gibi saklayın. Bir süre sonra antikacılara ya da bilgisayar-teknoloji müzelerine satabilirsiniz.

IBM XT

IBM firmasının 10 megabyte sabit disk koyduğu ilk kişisel bilgisayarı olan XT’nin CPU’su da ilk PC’ye göre daha hızlı Intel 8088′di. Kart yuvası sayısı 8′e çıkartılmıştı. 8-bit tabir edilen standartta kart kabul eden bu bilgisayarın da bugün layık olduğu tek yer müze!

IBM AT

1985′te piyasaya sürülen ve bugünkü şekliyle PC’nin gerçek büyükannesi olan AT, Intel 80286 CPU üzerine inşa edilmişti. Orijinal PC’ye göre beş kere daha hızlıydı ve 16-bit standardında kart kabul ediyordu. IBM firması, bu bilgisayarla, ISA denen ana kart mimarisini bütün endüstrinin yararlanabileceği şekilde kullanıma açtı. ISA bütün bilgisayar endüstrisi için standart mimari anlamına geliyordu; nitekim öyle de oldu. Bir anda yüzlerce şirket, AT ile uyumlu cihazlar imal etmeye başladı. Modemlerin, tarayıcı ve diğer harici cihazların bilgisayara bağlanmasında kullanılan ara-birim kartlarının bir anda mağazaları doldurması, bu standardın gerçekten bütün endüstri tarafından kabul edilmesiyle mümkün oldu. Ancak AT bilgisayarların ana kart hızı bugünkülere oranla son derece düşük olduğu için böyle bir bilgisayarın yeni kartlarla güncelleştirilmesi, yeni kartlara verilecek paranın çöpe atılması olur. IBM-AT bilgisayarın ana kart büyüklüğü, günümüzdeki modern kartlarla aynı olduğuna göre, kasasının boş kutu olarak değerlendirilip, içindeki herşeyi değiştirmek mümkündür. Ancak orijinal AT’nin güç birimine ayırdığı yer çok küçük olduğu için, yenilemek için göstereceğiniz zahmet, boş kutu masrafından sağlayacağınız tasarrufa değmeyecektir.

PCjr ve PS/2

ISA standardının kabulü ile IBM dışındaki firmaların IBM-uyumlu denilen bilgisayar imalatı da hızlandı. IBM’in ilk AT bilgisayarları oldukça pahalı idi. Diğer firmaların IBM-uyumlu bilgisayarları ise çok daha ucuzdu. IBM, 1986 ve 1987 yıllarında çıkarttığı PCjr modeli ile diğer firmalara kaptırmaya başladığı ev-bilgisayarı pazarını geri almaya çalıştı. PS/2 ise, IBM başka firmalar tarafından benzerinin yapılmasına izin vermediği bir mimari ile yapılıyordu. IBM bu mimariye MCA (Micro Channel mimarisi) adını veriyordu. ISA’dan farklı, günümüzdeki Tak-Çalıştır türü kartlar gibi, MCA bilgisayarları için yapılacak kartların ayarlarının kullanıcı tarafından değil, bilgisayar tarafından otomatik yapılacak olmasıydı. Ne var ki, bu strateji tutmadı. PCjr, çok az yetenekli oluşu; PS/2 ise herhangi bir mağazadan satın alınabilecek ISA kartları kabul etmediği ve MCA kartları diğerlerine oranla üç-dört kat daha pahalı olduğu için PS/2 bilgisayarları birkaç kişi ve firmanın antikaları arasında yer aldı. IBM, daha sonra fazla duyurmadan, PS/2 bilgisayarların ISA modellerini de çıkarttı. Eğer böyle bir bilgisayara sahipseniz, anakart yeri yeni anakartları alacağı ve güç birimine ayrılan köşe oldukça geniş olduğu için her şeyi yenilemek şartıyla, boş kutusu olarak kullanabilirsiniz. Ancak dökme-metal şasesi yüzünden yerinden kaldırması zor olan PS/2, kullanıcıya hayatı bayağı zorlaştırabilir.

386, 486 ve PENTIUM

Ve geldik günümüzün modern bilgisayarlarına. 1987′den itibaren Intel firması her iki yılda bir ana-işlem çipini daha hızlı ve daha çok işlem yapabilen modellerle geliştirmeye başladı. 486′yı 586 izledi. Bu sırada diğer firmalarda CPU üretmeye ve kendi çiplerine Intel-benzeri isimler vermeye başlamışlardı. Intel firması, rakamdan oluşan marka ve mamul adlarının telif hakkını korumanın güç, hatta imkansız olduğunu acı şekilde öğrenince, 586 çipine “beş kelimesinin Latincesinden (Penta) türetme Pentium adını verdi. (Pentium adı o kadar tuttu ki, Intel 686 ve 786 olması gereken çiplerine Pentium II ve Pentium III adını verdi.)İntel Ailesinin Gelişimi

Intel firmasının 386 çipi ile geliştirdiği bilgi işlem yöntemi, daha sonraki bütün çiplerinde aynen uygulanmıştır.Bir başka deyişle 486 ve Pentium çipleri sadece daha gelişmiş 386′dır. Bugün sadece “386-çipi” diye adlandırılan ISA mimarisinde inşa edilmiş bilgisayarlar, hafıza ve sabit disk alanına göre modern işletim sistemlerinin bir sürümü ile çalışırlar. Bu tür bilgisayarlarda CPU, RAM ve Sabit Disk imkanlarına göre Windows 3.1, Windows 3.11, Windows 95…2000,Windows NT işletim sistemini görebilirsiniz. “Açık sistem” veya GNU gurubu denilen işletim sistemleri (Linux gibi) 386-tipi bilgisayarlarda yeni Windows sürümlerine göre daha rahat çalışır.

Intel 386 veya Intel 486 (ve bunların dengi olan AMD ve Cyrix çipleri) bulunan bilgisayarlar, ISA ve bunun geliştirilmişi olan EISA mimariye sahiptir; yani çarşıdan alacağınız herhangi bir ara-birim kartını takabilirsiniz. Fakat Intel, ISA’nın ve EISA’nın en büyük zorluğu olan, takılan kartın ince ayarlarının kullanıcı tarafından yapılması zorunluluğunu ortadan kaldıran ve adına kısaca PCI dediği yeni bilgisayar mimarisi geliştirdi. PCI mimarisinin en büyük özelliği bu mimariye uygun kartlar katıldığında kartın bilgisayarla uyumlu hale getirilmesi için hiçbir ayarının yapılması zorunluluğu (ve çoğu zaman imkanı) olmamasıdır. Bu tür bir kartı ISA ve EISA bilgisayara takamazsınız, ama PCI mimarisindeki ana kartlarda genellikle birkaç ISA, hatta EISA kart yuvası bulunabilir.

Çeşitli ana kart firmaları, 386 çipinden CPU’yu takılıp çıkartılabilen tarzda yapıyorlar. Ayrıca 386-tipi ile bilgisayarın hafıza çiplerinin de değiştirilmesi ve artırılması mümkün hale geldi. Bu tür bir ana karta sahipseniz, büyük bir ihtimalle bilgisayarınızın CPU, RAM ve benzeri birçok unsurunu yenileyebilirsiniz.
Intel Firması 1968 yılında hafıza tüm devreleri yapmak üzere kuruldu. Üretecekleri bir hesap makinesi için CPU tüm devresi isteyen, hesap makinesi üreten bir firmanın talebi; ve yine üretecekleri bir terminal için yine özel bir tüm devre isteyen, diğer bir firmanın isteklerini karşılamak için, Intel firması 4004 (1971) ve 8008 (1972) CPU’larını yapmıştır.

Mikroişlemciler ve mikrobilgisayarların sınıflandırılmasında en temel bir ölçü, mikroişlemcinin tümdevre-üzerinde işlem yaptığı en uzun verinin bit sayısı, yani kelime uzunluğudur (word length). 4-bit işlemci olan 4004 ve 8-bit işlemci olan 8008′den başlayarak, mikroişlemciler ve mikrobilgisayarlar için, 4-bit, 8-bit, 16-bit, 32-bit, 64-bit gibi veri uzunluk standartları doğmuştur.

Intel, bu ilk müşterilerden başkasının, 4004 ve 8008 tüm devrelerine ilgi göstereceklerini tahmin etmediği için, üretim hattını düşük kapasitede tutmuştu. Fakat tahminlerinin aksine, bu tüm devrelere çok büyük bir ilgi oldu. Bunun sonucu ve aynı zamanda 8008′in 16K’lık hafıza limitini aşmak amacıyla, Intel firması 1974 yılında genel-amaçlı 8080 CPU’sunu üretti. Birden bu tüm devreye büyük bir talep oldu ve kısa bir süre içinde 8080, 8-bit mikroişlemci endüstri standardı oldu. Intel, iki yıl sonra 1976′da, gelişmiş bir 8080 işlemcisi olan 8085′i piyasaya sürdü.

Intel 1978 yılında ilk 16-bit mikroişlemci olan 8086′yı üretti. 8086 daha önceki 8080/8085 ürününe bazı yönlerle benzemesine karşın, iki işlemci ailesi birbiri ile uyumlu değildi. Bir yıl sonra 1979′da üretilen, 8086′nın 8-bit veri yoluna sahip sürümü olan 8088, 1981 yılında üretilen IBM PC mikrobilgisayarlarının ilk işlemcisi olmuştur. Kısa sürede endüstrinin 16-bit mikroişlemci standardı olan 8086/8088, günümüze kadar uzanan pek çok değişik ürünüyle , x86 ailesi diye adlandırılan mikroişlemci ailesinin çekirdeği (core) oldu.
İNTERNET İN HAYAT HİKAYESİ

İlk geniş alan ağı olan ARPANET 1960′lı yılların ortasında askeri amaçlarla ortaya çıktı. Nükleer bir savaş esnasında telefon hatlarının çoğunun tahrip olması durumunda bilgisayar iletişiminin sürdürülmesi amaçlanıyordu. Paul Baran, Rand Corp. adına paket-anahtarlamalı ağ fikrini gelişdi. Paket anahtarlamalı ağlarda, her mesaj küçük parçalara bölünür ve bu parçaların varış noktasına başarı ile ulaşıp orijinal mesajın oluşturulması sağlanır.

1969 yılında DARPA (Defense Advanced Projects Agency) Amerika’da örnek bir paket anahtarlamalı ağ oluşturulması için bir proje başlattı. Bu ağın adı ARPANET’ dir. ARPANET, veri haberleşmesindeki tekniklerin öğrenilmesi amacı ile oluşturulmuştur. 1972, ağların ağı ortaya çıkmaya başladı. 40 bilgisayardan oluşan bir ARPANET gösterisi yapıldı. 1975 yılında başarılı bir biçimde ARPANET işlevsel bir ağ konumunu aldı, birçok organizasyon bu ağa katıldı.

1983 yılında, Internetworking Working Group (INWG) TCP/IP’ye temel halini verdi. TCP/IP protokolleri de askeri standart olarak (MIL STD) uyarlanmıştır. Aynı yıllarda Internet terimi yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. TCP/IP protokolünün Unix işletim sistemine eklenmesinin ardından, 1984 yılında DNS (Domain Name System) tanıtılmıştır. DNS’ in tamamlanması 4 sene sürmüştür. 1985 yılında, NSFNET süper bilgisayarlar arası TCP/IP tabanlı ağın oluşturulup çalıştırılması için kuruldu.

eski ARPANET, MILNET ve daha küçük ARPANET (DDN: Defense Data Network) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. 1990 yılında ARPANET varlığını yitirmiştir.

İnternet orijinal ARPANET’ den doğmuş, bağlantılı ağların dünya çapında bir koleksiyonudur. Bu ağlar değişik fiziksel ağlardan tek bir mantıksal ağa bağlantı için Internet protokolü (IP) kullanırlar.

İnternet’i başlangıçta yoğun olarak akademik dünya kullanmakla beraber, son yıllarda Internet bilgi çağı toplumlarının her kesimi için vazgeçilmez bir araç olmuştur.

bil1.jpg

bil2.JPG

İnternetteki Kaynaklardan Yararlanılarak Derlenmiştir.

resim kaynak:buzlu.org

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

«« | Sonraki Sayfa»»

• <%CommentDate%> - <%CommentTitle%>

Yazan: <%CommentAuthor%> <%CommentAuthorIP%>
<%CommentBody%>
Bağlantı Düzenle Sil
Eklenme Tarihi • 30/8/2008
Yazı başlığı •Virüs ve virüsten korunma yolları nelerdir?

Kategori: Bilgisayar-Internet

VIRÜS NEDIR ?

Virüsler, kelime islemciler, tablolama, tasarim, veritabani programlari gibi birer bilgisayar programlaridir. Virüslerin, bildigimiz bilgisayar programlarindan 2 önemli farki vardir. Bunlardan ilki diger programlara ve disket/disklere bulasmalari, digeri ise her sekilde kendilerini aktif hale getirmeleri.

Virüs programlari varliklarini sürdürebilmek, yayginlasabilmek için bulasarak çogalmak zorundadir. Hem çogalabilmek ve hemde amaçlarini gerçeklestirmek için kendi kendilerini aktif hale getirmeleri gerekiyor. Virüsün aktif hale gelmesi için bellege yüklenmesi gerekmektedir. Bellege yüklemek için kendi kodunu diger programin parçasiymis gibi arkasina ekleyerek yada boot edilirken bellege yüklenen ilk sektöre yerleserek çogalabilir. Kendi kodunun isletilmesini saglamak içinse orijinal programin baslangiç yerini degistirip kendi kodunu yazmali. Bu sekilde virüslü bir program çalistirildiginda kontrol virüse geçebilir.


VIRÜSLER NASIL BULASIR

Virüsler herhangi bir kaynaktan bulasabilirler. Virüsler çogunlukla oyunlarla ve ücretsiz olarak verilen (shareware) programlardan gelmektedir. Çok nadir de olsa bazen orijinal (lisansli) programlarda da virüslere rastlanabilmektedir. Virüslerin bulasma yöntemleri, program olarak kendi farkliliklarini da ortaya koyan en önemli özellikleridir. Bu özellik, kendi kendine çogalmadir. Bir programin kendi kendine çogalmasi, programin baska bir yere kopyalanmasiyla gerçeklesir. Bu kopyalanma da DOS’un copy komutuyla gerçeklesir. Bir program disketten sabitdiske kopyalandiginda çogalmis olur. Tabii, program kendi kendine çogalmadi, onu kopyalamayi yapan kisi çogaltti. Virüsler ise bunu size sormadan kendileri yaparlar. Virüsler, bilerek ve isteyerek çalistirmazsiniz, bu nedenle virüsler amaçlarini yerine getirmek için çalistirilmanin bir yolunu bulurlar. Çalistirilmak için diger islemlerin arasina girerek çalistirilan programlardan önce çalisirlar. Virüsler, bulastiklari programdan önce çalismayi basardiklari anda artik çogalmalari için bir engel kalmamistir. Virüslü bir disket ile boot ettiginizde, virüs bellege yerleserek egemenligini ilan eder.


VIRÜS ÇESITLERI:

Boot Sektöre Bulasan Virüsler: Bilgisayarlarda sistemin yüklenebilmesi için bir disket veya sabitdiske gereksinim vardir. Sistemin disketleri, genellikle boot edilebilir disketlerdir ve bilgisayari açmak için (boot etme) kullanilir. Sistemin açilisi sirasinda, boot edilebilir diskler yüklenmeden, bilgisayarda herhangi bir program çalistirilmasi mümkün degildir. Bilgisayar açildiktan sonra, boot disketindeki dosyalar bellege yüklenir. Bu dosyalari bilgisayarin temel fonksiyonlarini (silme, kopyalama, vb.) içerirler. Sistem disketinde, baslangiç programlarinin bulundugu alana genel olarak boot sektör adi verilir. Diskin boot sektöründe saklanan ve özellikle bulastigi dosyalar üzerinde degisiklik yapma konusunda uzmanlasan virüslere boot sektör virüsleri denir. En tehlikeli virüsler arasinda sayilirlar.

Komut Islemcisine (Command.Com) Bulasan Virüsler: Temel kullanici programlari (kopyalama,silme,vb.) COMMAND.COM adi verilen dosyada bulunur. C:> veya A:> komut iletisi görüntülendiginde bilgisayar kullanici girislerine hazir durumdadir. Iste bu asamada yapilacak her islem, eger COMMAND.COM’a bulasmis bir virüs varsa bu virüsün yayilmasi için hizmet edecektir. Bu tür COMMAND.COM virüsleri bellekte kalicidir ve her zaman aktiftirler. Sistemi kapatip açsaniz dahi açilis sirasinda yeniden bellege yüklenirler.


Genel Amaçli Bulasan Virüsler:

En popüler bilgisayar virüsleridir. Bu virüslerde diger virüslere benzer yollarla sistemlere girerler. Daha çok .EXE ve .COM dosyalarina bulasma egilimindedirler. Genel amaçli bulasan virüsler, tüm sistemi kolayca ele geçirebilirler. Çalistirilabilir dosyalar (.EXE,.COM) arasinda çok hizli hareket ederler ve çok kisa zamanda bütün dosyalara bulasirlar. Anti virüs programlari tarafindan tesbit edilip silindiklerinde bile bulunduklari dosyaya zarar verebilen virüslerdir.


Çok Amaçli Bulasan Virüsler:

Çok amaçli bulasan virüsler, boot sektöre, COMMAND.COM’a bulasan ve genel amaçli bulasan virüslerin bütün özelliklerini kapsayan virüslerdir. Çok amaçli bulasan virüsler temel olarak boot sektöre, COMMAND.COM’a veya her ikisinede bulasirlar ve buradan gerçekte genel amaçli bulasanlar olan virüs parazitlerini yayarlar. Iki veya daha fazla bulasici teknige sahip olan çok amaçli bulasan virüslerin uzun yasama sansi daha fazladir.


Bellege Yerlesik Bulasan Virüsler:

Bellege yerlesik bulasan virüsler, bellekte yüklü kalir ve uygun kosullarda bilgisayarin belleginde aktif hale gelirler. Bu virüsler, sürekli bellekte yüklü ve aktif olduklarindan bir çok isleme müdahele etme yetenegine sahiptirler. Bu müdahelelereörnek olarak islemlerin kesintiye ugramasi, bilgilerin tahrip olmasi ve devamli olarak virüslü dosya sayisinin artmasi gösterilebilir.


VIRÜSLERE KARSI ALINABILECEK ÖNLEMLER :

“Virüslere karsi en güvenli bilgisayar, fisi çekilmis bilgisayardir.” Yukaridaki söz virüslere karsi alinabilecek önlemler konusunda çok ciddi bir gerçegi gösteriyor. Çünkü virüslere karsi korunmak için aldiginiz antivirüs programlari gerçek bir koruma saglayamiyor. Nedeni de her yeni anti-virüs programinin ardindan bir o kadar yeni virüs programlari üretiyor. Dolayisiyla hiçbir zaman tam güvende sayilmazsiniz. Ancak yine de alinacak bazi önlemler yok degil. Bunlardan ilki, birçok sistemde bulunan ve BIOS içinde yer alan “boot sektör virüs protection” seçenegini “enabled” yapmaktir. Bir program yüklenirken boot sektöre kayit yapmak istediginde bu uyari sistemi devreye girer ve islemi durdurur. Sonra kullaniciyi uyarir, durdurulan islemin dev!!!!! izin verilip verilmedigini sorar. Yapilan islemin ne oldugunu biliyorsaniz sorun yok, evet için Y’ye basin. Eger islemden haberdar degilseniz hemen hayir için N’ye basiniz. Ikinci koruma olarak da bellege yerlesik olarak çalisan programlardan olan GUARD.COM disket sürücüyle takilan her disketi tarayarak, virüslü disket için sizi uyarir. Son olarak da, elinizde en güzel antivirüs programlarini bulundurmak virüslere karsi korunmanin en etkili yoludur. Bunun için anti-virüs programlari satan firmalardan düzenli olarak yeni sürümlerini edinin. Yeni anti-virüs programlarini sisteminize kurun ve taktiginiz her disketi önceden mutlaka virüs temizlendiginden mutlaka emin olun.


BIR BILGISAYARDA VIRÜS OLDUGUNUN BELIRTILERI :

Program yüklemeleri normalden daha fazla zaman alir.
Disk alanlari hizla azalir.
Bozuk sektör sayisi sürekli artar.
Mevcut RAM sürekli olarak olarak azalir.
Programlarin normal çalismalari bozulur.
Program içinde daha önceden olmayan hatalarla karsilasilir.
Kendilerine ait olmayan hata mesajlari görüntülerler.
Ekranda ilginç sekiller ve karakterler olusur.
Dosyalar kaybolur.
Dosyaya ait bilgiler degisir. (ad,uzanti,tarih gibi).
Nasil olustugu bilinmeyen dosya ve dizinler belirir.

ViRÜSLER VE KORUNMA YOLLARI

Virüsler çogu bilgisayar kullanicisinin korkulu rüyasidir. Ama dogru yöntemleri kullanarak bunun üstesinden gelebilirsiniz.

Virüsler genellikle alti farkli tiptedir.

Boot Sektör Virüsleri:
Eskiden birçok virüs özellikle boot sektörü etkileyen cinstendi. Ama disket kullaniminin azalmasinin ardindan bu tür virüslerde azaldi. Pc boot edildiginde kendisini hard diskinizin boot sektörüne yazan bu virüsler, pc'nizi baslatinca aktif oluyor ve böylece baska disketler baska sistemlere bulasabiliyor.

Dosya Virüsleri:
Adinda anlasilacagi gibi bu virüsler bulastiklari sistemde kendileri .exe ve .com dosyalarinin içinde saklanirlar. Daha sonrada diger dosyalara bulasirlar. Command com dosyasi Windows 98 ve ME isletim sisteminde 93K'dir. Bu dosyaniz normalden büyükse süphelenmenizde fayda vardir.

Polimorfik Virüsler:
Bu tip virüsler, dosyalara zarar verdiklerinde görünümlerini de degistirebiliyorlar. Teshislerini zorlastirmak amaciyla, bir sifreleme yöntemi kullanirlar. Bu sayede kendilerini tarama programlarindan gizleyebilirler. Her saldiridan sonra mutasyona ugrayip arkalarinda hiç iz birakmiyorlar.

isini iyi Bilen Virüsler: Kendilerini hafizaya yerlestirdikten sonra, diskinizin ona ulasma firsatini ortadan kaldiriyorlar. Bu sayede anti-virüs programlari bunlara ulasamiyor. Ancak saldirdiklari dosyanin sadece büyüklügüyle oynuyorlar. Mesela Command.com dosyasinin...

Çok parçali Virüsler:
En tehlikeli virüsler bunlardir diyebiliriz. Hem boot sektörde hem de harddisk üzerinde ve farkli yerlerde faaliyete geçebilen bu virüsler, hem de polimorfik yöntemleri de kullanirlar.

Makro Virüsler: Bu virüsler özellikle Microsoft Word ve bunun gibi office uygulama dosyalariyla yayilirlar. Bu aralar virüsçüler bu Word makrolarini kullanmayi çok seviyorlar haberiniz olsun.

Bios Virüsleri: Son zamanlarda en çok duyulan ve tahribati açisindan da ele alinmasi gereken bir virüs türü. Bu virüs bulastigi bilgisayarin bios'unu tamamen kullanilamaz hale getirirler. Bu durumu düzeltmek için yeniden bir bios yazilabilir ancak yazilamadigi durumlarda anakart degisimi gerekir. Bu virüsler ayni zamanda bir harddiski de kullanilamaz hale getirebilirler. Mesela Chernobil virüsü bu tip virüstür ve dünya çapinda etkili olmus ve milyarlarca dolar zarara neden olmustur....

ViRÜSLERDEN KORUNMA YOLLARI

1- Yazma korumali disketleri paylasmayin. Çünkü bu tarz disketler virüs bulastirmanin en basit yoludur.

2- Anti-Virus programlari kullanin.

3- Anti-Virus programinizi sürekli güncelleyin. Çünkü anti-virüs programlari da kendilerini sürekli olarak yeni virüslere karsi aktif hale getirirler. Anti-virüs yazilim sirketleri bu güncellemelerini sürekli yapar siz de yapin.

4- Baskalarindan aldiginiz word makrolarinizi devre disi birakin.

5- Mutlaka bir virüs boot disketi olusturun. Böylece makinenize virüs bulasirsa bu temiz disketle açip makinenizi kurtarabilirsiniz. Bu disketi kullandiginiz anti-virüs programiyla olusturabilirsiniz.

6- Tanimadiginiz kisiler tarafindan size gönderilen ve ek dosyasi bulunan e-mailleri okumayin. Ancak illaki okumaniz gerekiyorsa ilk önce virüs testinden geçirin.

7- Internet'ten download edeceginiz her dosyaya virüs testi uygulayin.

İnternetteki Kaynaklardan Yararlanılarak Derlenmiştir.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

«« | Sonraki Sayfa»»

• <%CommentDate%> - <%CommentTitle%>

Yazan: <%CommentAuthor%> <%CommentAuthorIP%>
<%CommentBody%>
Bağlantı Düzenle Sil

Yardım Merkezi